Logo

İcâzet ve İcâzetnâme

İcâzetnâme; kişinin ilmî alanda hangi tür bilgilere sahip olduğunu, öğrenim seviyesini, yeterliliğini ve bu alandaki yeteneğini gösteren tahsil belgesi, aynı zamanda sahip olduğu bu kazanımları öğrencilerine aktarabileceğini ifade eden öğretme ruhsatıdır.

İcâzet ve İcâzetnâme

İcâzet, c-v-z kökünden türemiş, sözlükte izin vermek, müsaade etmek, onaylamak gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Istılahta ise, hocanın öğrencisine, okuttuğu kitapların ve derslerin neler olduğunu belirtmek üzere verdiği belgenin adıdır. Bir başka ifadeyle icâzetnâme, kişinin ilmî alanda hangi tür bilgilere sahip olduğunu, öğrenim seviyesini, yeterliliğini ve bu alandaki yeteneğini gösteren tahsil belgesi, aynı zamanda sahip olduğu bu kazanımları öğrencilerine aktarabileceğini ifade eden öğretme ruhsatıdır. İmam Nevevî, İbn Fâris’ten naklen eserinde icâzetin, hayvanların ve ekinlerin susuzluğunu gidermek için suyun akması anlamından hareketle, bir alimin talebesine icâzet verdiğinde ilmini ona akıtmış/aktarmış olacağını ifade etmektedir. Böylece icâzet, “bir alimin ilmini talebesine aktarması” anlamında terimleşmiştir. Şu halde genel anlamda izin ve ruhsat gibi anlamlara gelen “icazet”, aynı zamanda bir kimsenin, bir dalda ilim veya sanat tahsilini başarıyla tamamladığı, öğrendiklerini başkalarına da öğretme yeterliliğine ulaştığı veya mesleğini icra etme yetkisine sahip olduğu konusunda verilen izin demektir. Ruhsat veya diploma anlamlarına gelen “icâzetnâme” ise, verilen bu izni belgeleyen özel hazırlanmış evraktır. İlmiye sınıfı, hadis, tasavvuf, hat gibi bütün alanlarda verilen icazetle bir bakıma hoca talebe silsilesi kayıt altına alınmış, sıradan kimselerin ders verme ya da meslek icra etmelerinin önüne geçilmiş olunurdu. Ayrıca, icazetnamelerde yer alan hoca-talebe silsilesi ile ilmi yozlaşmaya da engel olunmaktaydı. İcâzet ve icâzetnâmeler, verildiği ilim veya sanat dalına göre farklı özellikler gösteriyordu. Hadis konusunda verilen icâzet, hocanın talebesine okuttuğu hadislerin veya kitapların tamamını veya bir kısmını rivayet etmesi için yazılı veya sözlü olarak veriliyordu. “icâzet”, aynı zamanda bir kimsenin, bir dalda ilim veya sanat tahsilini başarıyla tamamladığı, öğrendiklerini başkalarına da öğretme yeterliliğine ulaştığı veya mesleğini icra etme yetkisine sahip olduğu konusunda verilen izin demektir. “icâzet”, aynı zamanda bir kimsenin, bir dalda ilim veya sanat tahsilini başarıyla tamamladığı, öğrendiklerini başkalarına da öğretme yeterliliğine ulaştığı veya mesleğini icra etme yetkisine sahip olduğu konusunda verilen izin demektir. Tasavvufta icazet, şeyhlerin mürid yetiştirmek üzere ehliyetini ispatlamış ve seyr u sülûkunu tamamlamış olan mensuplarına verdikleri yazılı veya şifahi izindi. Böylece ehil olmayan kişilerin şeyhlik iddiasına kalkışması önlenmiş olmaktaydı. Hat sanatında da, bir üstattan yazının usûl ve kaidelerini meşk ederek mezun olup sanatını icra ederek eserlerinin altına imza koyabilme yetkisinin alındığı belgelerdir. İcâzetnâmelerde kullanılan dil Arapça'dır. Nadiren Türkçe yazılanlara da rastlanır.

“İcâzet hiyerarşik olarak Allah (C.C.)’a dayanır. Medrese ve tarikatlarla birlikte ilim ve irfan dünyasının daha güçlü belirleyicisi ve yaygın unsuru haline gelen İcâzet ve Hilafet, teknik ve mânevi özelliklerinden ötede kaynağı, hiyerarşiye, mensubiyete âdab-ı erkâna ve besleyici damarlara işaret eder. Bütün silsileler, İcâzet ve Hilafetnâmeler bir alimler ve arifler silsilesi üzerinden ilim ve irfanın kaynağı olarak Hz. Peygamber’e, Cebrâil’e, onların vasıtasıyla yüce Allah (C.C.)’a çıkar. Bu yüzden İcâzet alan kişinin hocası başta olmak üzere yukarıya doğru bütün ulema ve alimler manevi bir değer ve hususi bir anlama sahiptirler “

(Prof.Dr. İsmail KARA - Divan- Disiplinler Arası Çalışmalar Dergisi Cilt 15 Sayı 28 , 2010 -1)